15 Şubat 2012

Amerikan Kültürünün Türkiye Yansımaları.



Söze başlarken, Amerikan Kültürü mü; bizim asırlık kültürümüzün yanında Amerika'nın karma kültürü de bir şey mi? dediğinizi duyar gibiyim. Kesinlikle haklısınız. Coğrafi keşiflerin dolayısıyla Amerika’nın keşfinin; Osmanlı’nın yayılmacı politikasının dolaylı bir sonucu oluşu ve tarihi göz önüne alındığında; iki kültürün kıyası kulağa şaka gibi geliyor, evet. Ama günümüz popüler kültürünün Amerika’nın kontrolünde olduğunu ve Türkiye’nin de bundan etkilenmediğini yadsıyamayız. Anadolu Türklerinin geçtiğimiz bin yılda Arap, Fars ve Avrupa (özellikle Fransa ve Almanya) kültürüyle kendininkini harmanladığını, Orta Asya kültürünü asimile ettiği kabul edilen bir gerçekken...

Kültürüne kabaca bakarsak; Amerika, 18.yüzyılın sonlarına kadar kolonileştiren ülkelerin kültürünü taşır. İngiltere, Fransa ve Almanya ile İskandinav ülkelerinin sanat, din ve hayat tarzını yaşar. “Yeni Dünya” artık A.B.D adını alınca, ilk kolonistler köklerinden sıyrılır, milletleşirler. İç Savaştan sonra artık tüm dünya halklarına cazip gelen yeni bir şans kapısı konumuna gelir. 1900lerin başında, yeni gelenler aileleriyle beraber kültürlerini de getirip, harmanlayarak yepyeni bir millet olmayı başarırlar. Yani o yıllara genel olarak bakıldığında her Eski Dünya ülkesinin kültürünün izlerini bu yeni millette görmek mümkündür. Bu kısma kadar bir “Amerikan Kültürü” adlandırması yapmak yanlış olur, bence de. Ancak 2.Dünya Savaşı’ndan ezici bir galibiyetle çıkıp; Sovyetler ile birlikte “Dünya Gücü” unvanını İngiltere, Fransa gibi ülkelerden almayı başarır. Avrupa savaşın yaralarını sarmakla, Sovyetler askeri ve ekonomik olarak güçlenmekle meşgulken; Amerika sanatsal ve teknolojik olarak da ilerleyerek öne geçmeyi başarır.

İşte tam bu noktada; Sovyetlere kıyasla ABD, ekonomik materyallere sanat akımları ve “Amerikan Rüyası” imajını da ekleyerek kitlelere Amerika’nın her anlamda daha iyi olduğunu kanıtlamaya çalışır. 1950’ler ve sonrasına baktığımızda kimin bunu daha iyi götürdüğünü görebiliriz. Günümüze baktığımızdaysa kazanan ortadadır. 5000 yıllık kültür tarihindeki hiçbir büyük güç yoktur ki; günümüzde baskın olanın içinde adını sayalım.

Türkiye’nin 50lerden günümüze kadar ABD ile ekonomik ve siyasi etkileşimlerinin haricinde; kültürel olarak nasıl etkilendiğine gelirsek…
Yeni kurulmuş, bağımsızlığını ilan etmiş bir ülke ve 2000den fazla yıllık kültürü ve tarihi olan bir millet; savaşa girmiş bir dünya ve suya atılan bir taş misali yarattığı dalgaları, ayakta durmaya çalışan ülkemin ayağını kaydırır. İki büyük gücün yardım elinden birini seçmek zorundadır (O günün hükümetinin buradaki tercihinin doğruluğunu tartışmayacağım). Amerikan Rüyası böylece Türkiye’ye adım atar. Geçtiğimiz bu 60 yıla baktığımda; radyolarda, Avrupa’nın klasik müziği ve Türk Halk ve Sanat Müziklerinin yanında Amerikan müzikleri çalmaya, Blues, Jazz, Rock, Pop plakları satılmakta, sinemada Hollywood filmleri gösterilmekte, sokaklarda Amerikan arabaları dolaşmakta, etrafı Amerikan şirketlerinin tabelaları doldurmakta, restoranları yayılmaya başlamakta, kitaplar bile “US-Bestseller” listelerinden seçilmekte olduğunu görüyorum.

Şimdi, Türkiye’de geleneksel akımların varlığını bir kenara bırakıp, kalan her şeyi irdelersek; Türkiye’de mutlak bilinmesi gereken dil İngilizce olmakta. Türk yemeklerindense hamburger, pizza tercih edilmekte. Müzisyenler rock, pop, rap yapmakta, filmler Hollywood’dan özenilip, diziler direkt ABD televizyonlarından alınmakta. Yazılan romanlar ABD’li yazarların kurgusunu taklit etmekte (yani en azından 50lere kadarki edebiyatımız ya Fransız özentili Saray edebiyatı ya da halk edebiyatı olduğu düşünülürse eleştirim yanlış algılanmaz kanaatimce.), Türkçeye Amerikan ağzından kelimeler eklenmekte.

Tüm bunları içimize kadar sokansa, izlediğimiz filmler, diziler, dinlediğimiz şarkılar aslında. Ben çocukluğumda Ninja Kaplumbağalar izledim, pizza diye, Red Kit okudum, kovboy olucam diye (ki hala devam ediyor), filmlerini izledim McDonald’s diye tutturdum.
Her kuşak biraz daha fazla yaşıyor bu kültürü. Yani belki de dedem sadece otomobillerini, babam sinemasını ve müziklerini, annem TV dizilerini ve markalarını, ben restoranlarını ve bilgisayarlarını gördüm. Her kuşakla birlikte kendi kültürümüze ait kavramların da biraz daha azalıp yerini yenisinin aldığını gördük.

Demek istediğim, benim kuşağım cep telefonu, McDonald’s, İnternet, mp3, SMS, facebook olmayan bir hayatı gördü ve bunlarsız nasıl yaşayacağını biliyoruz. Amerikan Kültürünün hayatımıza soktuğu, bugün başımızı çevirdiğimizde gördüğümüz hiçbir şey olmadan yeni kuşaklar yaşayamazlar.

Haydi bu yazımdan bir ders çıkaralım, aman efendim kitlelere duyurup kültürümüze sahip çıkalım diye yazmadım bunları. Zaten 2000 küsür yıllık kültürü, 60 yılda bu kadar yok etmişken, adamın tekinin bakış açısıyla akıllanacak değiliz.
Bu arada yazıya ait resim kendi yaratımımdır. Biraz iddialı bir çalışma oldu sanki.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder