18 Şubat 2012

New Orleans Günlüğü Part-1 "Tanışma"


Benim gibi 25 yaşına gelip de Türkiye’ninkiler dışında pek fazla şehir görmediyseniz; gördüğünüz en önemli yeri paylaşmanız doğaldır. Doğrudur efendim. New Orleans böyle bir yerdir işte benim için.

Tarihini ve ABD’nin tam neresinde uzun uzun anlatmayacağım. Keza Wikipedia ne güne duruyor. Eğer ABD’nin eyalet sisteminin mantığını çözdüyseniz New Orleans’ın Louisiana eyaletine bağlı bir şehir olduğuyla başlamak istiyorum. Louisiana (kısaca LA), ABD’nin en güneyinde, Meksika Körfezi’nde diğer eyaletlere kıyasla daha az popüler ve pek çok açıdan (eğitim, işsizlik vs.) gerilerde bulunan hani Türkiye’nin bir Hakkâri’si, Şırnak’ı gibi bir yer. Nüfusun da büyük çoğunluğu siyahi ve geleneklerine bağlı.

New Orleans (kısaca NOLA) ise LA eyaletinin en kalabalık ve en turistik şehri. Mississippi Nehri şehri ikiye bölüyor. (Bu nehrin adını herkes bilir, ABD’yi neredeyse boydan boya katediyor, bu nehirle aynı ismi taşıyan bir eyalet de mevcut ama nehir en fazla Louisiana’ya can veriyor.) Yakın zamanda NOLA’yı dünya gündemine taşıyan en önemli olaysa etkilerinin hala sürdüğü Katrina Kasırgası.

Şimdi efendim, televizyondan, filmlerden vs. aşina olduğumuz ABD şehirlerinden New York, Chicago, Washington, New Jersey, Los Angeles, San Fransisco vs. gözünüzün önüne getirin. Yüksek binalar, gökdelenler, kalabalık caddeler, karanlık sokaklar, neon ışıklı geceler, dev heykel-köprüler… New Orleans bunların hepsine sahip ama diğerlerine göre daha minyatürce. 3-4 tane gökdelen denebilecek bina ki bunlar da otel vs. zaten. Canal Street denen en işlek caddesi geceleri rengârenk ışıklarla aydınlanır, kalabalıkta kaybolmazsınız, köprüleri sanatsal değil demir yığınıdır. Yani New Orleans’da New York, Chicago, Boston gibi bir metropol havası bulamazsınız. ABD’nin tüketici, kapitalist, yok edici imajının yerine daha geleneksel, daha sıcak (atmosferik olarak da geçerli) bir şehir görürsünüz. “İnsan bir sokak köşesinde düşüp ölse kimse yardım etmez” denen ABD değildir orası. Sokakta hiç tanımadığınız bir insanın gayet içten bir şekilde  “merhaba”, sabahları “günaydın” dediği, tek ortak noktanızın “otobüs beklemek” olduğu biriyle havadan sudan konuşabileceğiniz bizdeki o “Sıcak Anadolu İnsanı”nı görürsünüz. (en azından gündüzleri ve bazı bölgelerde)

Louisiana dolayısıyla New Orleans, isminden de anlaşılacağı gibi Fransız sömürgesi imiş. Sokakları, mahalleleri vs. genelde Fransızcadır. Ha bugün Fransız kültüründen kalan bir şeyleri var mı derseniz, ben göremedim. Geleneksel Amerika’yı en iyi görebileceğiniz şehirlerden biri bence. Kendini yalnızca gerektiği ölçüde geliştirmiş ve geçmişinden kopmamış bir şehir. Canal St.’de otantik bir tramvay tüm şehri boydan boya gezer. Ama şehrin sembolü olacak kadar ünlü değildir. Şehre nerden bakarsanız görülebilecek kadar büyük  “Superdome” adlı bir de stadı bulunuz. N.O. Saints adlı Futbol takımının stadı olmakla beraber başka birçok gösterinin de yapıldığı dev gibi bir yapıdır kendisi. Ama herhalde en büyük görevi kasırgada sağlam kalıp insanlara sığınak olarak üstlenmiştir.

Büyük bir şehir olmasına rağmen, NOLA’da insanlar büyük apartmanlarda yaşamazlar bizim gibi. Hani ‘flat’ değil ‘house’ tipi evlerde yaşarlar. 1-2 katlı, bahçeli, garajlı evlerde. Louisiana’nın köklü aileleri ise (yani zamanında mülk sahibi, köle çalıştıran cinsten) daha büyük bahçeli, etrafı duvarlarla çevrili, belki kendine ait bir korusu hatta gölete sahip olan 3-4 katlı konaklarda otururlar. O insanlar şehrin ileri gelenleridir. Yani New Orleans’da sakat sokakların yanında huzurlu mahallelerde bulunur.


New Orleans’ı bir belgesel gibi yazmak istemezdim ama anlatacak çok fazla şey olduğundan parçalara bölerek yayınlamayı daha uygun buluyorum. 2. Parçada New Orleans’ın daha kültürel ve turistik açılarından yazacağım. Bourbon St.’i ise başlı başına anlatacağım. Orada başımıza gelen aklımdan çıkaramadığım anekdotlarımı ise bambaşka bir başlıkta yazmayı uygun görüyorum. Umuyorum ki hepsini sabırla okursunuz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder